Merhaba Sevgili Okur 🙂
Japon tarihini dönemin gelenek görenekleriyle harmanlayıp Japon kültüründen, felsefik düşünce sisteminden yararlanarak yaptığı filmleriyle ünlü Japon yönetmen Akira Kurosawa‘nın Kagemusha filminden bahsedeceğim yazımda 🙂

♥♥♥

1980 yapımı filmin adı taklit eden, yani dublör anlamına gelmektedir. Seven Samurai gibi başarılı çalışmalara imza atmış yönetmen bu filmiyle 1980’de Altın Palmiyeyi haklı olarak kazanmıştır.

Film; ölmesine rağmen adından sürekli bahsettirecek olan Kaleda Şingen, kardeşi ve son anda asılmaktan kurtarılan bir hırsızın konuşmasıyla başlıyor. Hırsızı kurtaran Şingen’e olan benzerliğidir. Şingen bir kaleyi kuşattığı esnada ölür ve vasiyet olarak ülkelerini savunmalarını ve en az yıl daha klan olarak birlikte yaşamalarını vasiyet eder. Başta düşmanları ve tebaayı kandırmak için Kagemusha – dublör kullanmaya karar verilir ve 3 yıl boyunca sadece generallerin ve yakın uşakların bildiği efendinin ölümü sır gibi saklanır. Fakat Kagemusha’nın bir gün sadece efendinin binebildiği bir attan düşmesi ve kumalardan birinin efendi olmayışını anlaması üzerinde her şey değişir. Yönetimi ele geçiren oğlu Nayebura babasının vasiyetini dinlemeyerek saldırıya geçer ve yenilerek klanının sonunu hazırlar.

Filmde beni şüphesiz en çok etkileyen klanın ve  ordunun kuruluş felsefesi oldu: Dağ, Ateş, Orman ve Rüzgar elementleri hem ordunun hemde bayrağın simgesidir. Şingen’in simgesi sabit, kımıldamayan anlamında Dağ , Ateş kızgınlık, Orman sessizlik ve Rüzgarın sembolü ise çevikliktir. Düşmanla savaşta da bu felsefe temel alınıyor ve ona göre strateji belirleniyor.


Filmde Kagemusha sayesinde eskiden Japon kral ve imparatorlarının nasıl bir yaşam biçimi sürdürdüklerine dair ayrıntılarda mevcut. Halkın, uşakların, komutanların kusursuz hizmeti ve itaatinin yanında gerektiğinde canlarını bile çekinmeden vermeleri yönetmen tarafından başarıyla aktarılmış.

Türklerdeki bazı geleneklerin benzer olması ilgimi çeken bir başka ayrıntıydı 🙂 Aileleri bir araya getiren bir güçlü birinin olması, önemli bir karar alınırken tüm generallerin oturup halka açık müzakere etmesi ve tüm bunlardan sonra kral ya da imparatorun karar vermesi, istişare usulü kararlar alınması gibi …

Ölen efendi Şingenin oğlunun yönetimi ele geçirdikten sonraki hırsına yenik düşerek savaşa kalkışması, düşmanın ateşli silahlarına karşılık mızrak, kılıç gibi ilkel silahlarla saldırması klanın kaçınılmaz sonunu hazırlar. Savaştan sonra hala can çekişen atlar biraz içimi acıttı, zira atların film için gerçekten öldürülme düşüncesi bile kötü. Neyse ki Japonlar bu konuda duyarlı bir millet ve araştırmalarım sonucunda atların bayıltıldığını öğrenmek içimi ferahlattı.

İnsanoğlu’nun hırsı yüzünden ölen insanlar, yok edilen doğa, ve daha neler neler … Acaba ne zaman öğreneceğiz dünyanın sadece insanoğlu için yaratılmadığını ve sadece misafirleri olduğumuzu. “Son ağaç kesildiğinde, son ırmak kuruduğunda, son balık avlandığında, işte o zaman paranın yenmeyecek bir şey olduğunu anlayacaksınız.” demiş Kızılderililer. Bu sözünün gerçek olduğunu görmeme dileğiyle, sevgi ve barışla kalın 🙂

©bektashmusa – mart 2016, antalya – türkiye