Merhaba Sevgili Okurum 🙂
Hayaller hakkında söylenmiş o kadar söz vardır ki, onları buraya yazacak olsam herhalde bir kitap yazmak daha mantıklı olur 😀 Ben hayallerimi yaşama sebebim olarak görüyorum ve Muhammed Ali’nin şu sözüyle pekiştirmek istiyorum; “hayalsiz insan kanatsız kuşa benzer“. O zaman her dinlediğimde beni hayaller alemine götüren Green Sun: Space Traveller’a kulak verelim 🙂

♥♥♥

Her şey gezmeyi ne kadar çok sevdiğimin farkına vardığım ve bana bir çok şey katan Erasmus programı sayesinde Lublin’de başladı. Gezerken ziyaret edilen yerlerle alakalı bir şeyler toplama fikri gezginler arasında oldukça popüler bir gelenek. Sanatçı kişiliğimden olacak kimsenin toplamadığı şeylere odaklandım ve aklıma direkt taş ve toprak geldi. Toprağın insanlık tarihi için daha değerli olması sonucuna vararak toprak toplamakta karar kıldım. Ve hemen hazırlıklara başladım 🙂

Her gittiğim yerden oranın en eski, en önemli yerlerinden topraklar alıp bu toprakları ağzı çıtçıtlı buzdolabı poşetine koyuyor üzerine şehri, aldığım yeri ve tarihi yazıyorum. Böylece günümüzün hastalığı olan unutkanlıktan nasibini ufaktan almaya başlayan biri olarak unutmayacaktım. Toprak aldığım yerler konusunda hep şehirlerin ilk kuruldukları yerlere, eski şehirlere (old town) ve tarihi olaylara ev sahipliği yapmış mekanlara odaklandım. Berlin duvarı, Nürnberg’de Hitler’in konuşma yaptığı stadyum, Amsterdam’da müzeler meydanı, Viyana’da Habsburg’ların sarayının bahçesi, Vilnius kalesi gibi yerler …

Buraya kadar yani toprak toplamaya kadar her şey normal ve hayalimin daha başlangıcı. Malum insanoğlunun ilk çağlardan gelen bir toplayıcılık kültürü hakim. Benim hayalim bu topladığım toprakları mezarım için kullanmak. Ana fikir gezdiğim, ayak bastığım topraklarda özüme dönmek, yok olmak yada sonsuzluğa kavuşmak. Evet bunu anlattığım bir çok kişi önce biraz ürperdi ve bana daha farklı bir gözle bakmaya başladı 😀 Hadi ama ölümde hayatın bir parçası, önemli olan ölümü hak etmek, der Aziz Nesin. Eğer Sen yaşamamış isen bu hayatta korkarsın tabi ölmekten.

Bu toprak toplama işine aslında bir motivasyon kaynağı olarak bakmaya başladım bir süre sonra. Bu zamana kadar ziyaret ettiğim 28 şehrin hepsinden toprak aldım fakat bunlar bir mezarı doldurmak için hiç yeterli değil, ha işte o zaman daha fazla gezmem gerekiyor 🙂 diye sürekli bir gezi planı yaparken buluyorum kendimi.

Geçenlerde çok sevdiğim bir hocamla sohbet sırasında şöyle bir tarihi gerçeğin farkına vardım. Hani bu coğrafyada bir söz vardır, “toprağın bol olsun” diye. Daha önce neden böyle bir şey dendiğini hiç düşünmemiştim günlük hayattaki bir çok şeyi sorgulamadığım gibi. Anadolu’da var olan bazı medeniyetlerde ölen kişi ne kadar çok seviliyorsa mezarına o kadar toprak konulurmuş. Hatta eğer ölen çok önemli biri ise tepe kadar büyük mezarlıklara sahipmiş, insanlar günlerce at ve eşeklerle toprak çekermiş sevgilerini göstermek için. Bende farkında olmadan buradaki fikri almışım, çokluğu hacim olarak değilde çeşitlilik olarak algılamışım, o da güzel 🙂

Evet kısaca hayalimin tamamını buraya yazacak olursam; gezdiğim yerlerden aldığım toprakları mezarım için kullanmak, tabi mezarıma bir de servi ağacı dikmek, o neden diye soracak olursanız, ee servi ağacı sonsuz yaşamın simgesi, belki farkında değiliz ama mezarlıklarımız hep bu servi ağacıyla dolu 🙂 Şimdilik gerçekleştirmeye başladığım hayalim bu ama daha yazacak bir sürü var 😀 Sevgiyle kalın 🙂

©bektash musa – nisan, 2016 – adana, türkiye