Merhaba Sevgili Okurum 🙂
Bu zamana kadar okuduğum en iyi kitaplardan bir tanesi belki de en iyisi kuşkusuz Yüzyıllık Yalnızlık. Gabriel Garcia Marquez kitabı iki yıldan az bir sürede yazdığını fakat bu kitap hakkında düşünmesinin 15-16 yılı bulduğunu söylüyor arka kapaktaki tanıtım yazısında. Kitap ne kadar bir ailenin altı kuşağını anlatıyor olsa da bana Maconda isimli kasaba üzerinden kendi ülkesinin (Kolombiya) tarihi ve insanlarını anlatıyor gibi geldi. “Soyun atası ağaca bağlanır, sonuncusunu da karıncılar yer” işte Buendia ailesinin hikayesini özetleyen cümle ve buna ek olarak yazar şöyle bir cümleyle de kitabı bitiriyor; “Çünkü yüzyıllık yalnızlığa mahkum edilen soyların, yeryüzünde ikinci bir deney fırsatları olamazdı.” Kitapta çok hoşuma giden beni edebi diliyle sarhoş eden Marquez’den not aldıklarım 🙂
♥♥♥

İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir. –Buendia ailesinin lideri Jose Arcadio Beundia’nın karısı Ursula’ya yeni kurdukları Maconda’dan başka bir yere göçmek için verdiği cevap. Ursula ise “burada kalmak için illa ölmem mi gerek” diye cevap vererek Jose Arcadio’yu bir nebze kararından geri çevirmiştir 🙂


İnsan ölme zamanı geldiğinde değil ölebildiği zaman ölür. 


Bir dakikalık uzlaşma ömür boyu arkadaşlıktan daha iyidir.


Ömrünü zehir eden inatçılığı yine herkesin sandığı gibi kötü yürekliliğinden değildi de, sınırsız bir sevgiyle aşılmaz bir korku arasındaki ölümcül çatışmanın sonucuydu. –Buendia ailesinin tek bekar ve mütevazı bir hayat yaşayan bireyi olan Amaranta için Marquez’in benzetmesi 🙂 Düşününce kendime mal ettiğim bir söz olmadı değil 😀

Yalnızlık, anılarını ayıklamış, yaşamın yüreğinde biriktirdiği özlem dolu süprüntüleri yakmış, geriye en acı anıları bırakarak onları arıtmış, büyütmüş ve sonsuzlaştırmıştı.

Ölümü umursadığı yoktu, ama yaşam çok şey demekti. O yüzden de idam hükmü verildiği andaki duygusu korku değil, özlem oldu. –Liberallerin komutanı Albay Aureliano Buendia’nın savaştan sonra yakalanıp kurşuna dizilmeden hemen önceki düşünceleri.

Melquiades, “Bilim uzaklığı ortadan kaldırdı.” diye fetva verdi. “Çok yakında insanoğlu evinden dışarı adım atmadan dünyanın neresinde ne oluyorsa görebilecek.” –Dünyayı gezdikten sonra soluğu sürekli Maconda’da alıp bir şey satan çingene Melquiades’in gelecek için öngörüsü 🙂

Koca tekne, yalnızlık ve unutulmuşluğun yarattığı, zamanın yıpratıcı etkilerinden ve kış pisliklerinden korunmuş kendine özgü bir oylum içindeydi sanki. –İspanyol koloniciler tarafından terkedilen tekne yeni bir yaşam aramak üzere yola çıkan Jose Arcadio Buendia ve yıllar sonra kendi adını taşıyan oğlu Jose Arcadio tarafından ziyareti üzerine yazarın koca tekne için yaptığı yorum 🙂

Neredeyse kızı olacak yaştaki Remedios’un, yani yargıcın kızının hayali, içine dinmeyen bir sızı düşürmüştü. Bu ayakkabısında taş varmış gibi, yürürken insanın canını acıtan somut bir sızıydı. –Albay Aureliano Buendia’nın Maconda’ya gelen yargıcın 6 kızının en küçüğü olan kızı olan Remedios’u aşık olması 🙂

Sanırdınız ki, gündüz akşama kadar dokuyor, dokuması bitmesin korkusuyla da gece sabaha kadar söküyordu. Bu işi yalnızlığını unutmak için değil tam tersine yalnızlığını yoğunlaştırmak için yapıyordu. –Marquez kitapta hiç bir gerçek unsur bulunmamaktadır, diye bahsetmektedir. Amaranta örgüsü bittiğinde Tanrıya öleceğine söz verir. Bunun için gündüz örüp geceleri ördükleri yeri sökmektedir.

Geleceğin belirsizliği, yüreklerini geçmişe çevirmişti. –Muhafazakarlar ve Liberaller arasında süren savaştan dolayı insanların ruh hali. Savaşın sürdüğü her yer ve zamanda insanlar böyle düşünmez mi ?

Kaybedecek bir şeyi olmayanlardan korkmalısın. Çünkü onlar, kazanmak için her şeyi yaparlar. –Kitaptaki ders niteliğinde harika bir sözle bitireyim ve gelecek yazılarda görüşmek üzere, sevgiler 🙂

©bektash musa – mayıs, 2016 – adana, türkiye