Merhaba Sevgili Okur 🙂
Bu benim ilk blog yazım olacak, birazcık heyecanlıyım ve arkadaşlarımın verdiği destekten dolayı da çok mutluyum. Bir babanın çocuğuna bırakacağı en güzel miraslardan biri olan “okumak” idi bana kalan. Bende bol bol okudum -hala okuyorum tabi ve şimdide bunları paylaşma zamanı !

♥♥♥

Yapılan bir araştırmaya göre dünyadaki herhangi birine (kendi kabilesindeki insanlardan başka kimseyi tanımayan yerli vb. insanlar hariç tabi 😀 ) uzaklığı maksimum 6 kişiymiş. Bilimsel adı 6 derecelik ayrım olarak geçiyor literatürde. İşte dünya bu kadar küçük. Zaten bu fikir sosyal medya sitelerinin ortaya çıkmasının en büyük sebebidir ve bir de Amerika’nın özellikle 11 Eylül saldırılarınıda bahane göstererek herkesi izleyip, takip etme sevdası, bu başka bir dava 😀

Bir şeyin faydalı oluşu onu hangi amaç için kullandığımıza bağlı. Ben bu dünyada yüzde yüz iyi  yada tam tersi kötü olan hiç bir şey görmedim. İnternet de böyle bir şey, onu kullanış şeklimize göre bize fayda sağlayacağı gibi zararları da çoktur.

Ben sınırları ortadan kaldıran ve bir devrim niteliğindeki bu icadı hep yeni şeyler öğrenmek, farklı insan – bakış açılarını keşfetmek gibi amaçlarım için kullandım. Artık dünyanın bir çok şehrinde – ülkesinde bir tanıdığım vardı ve bu insanları hiç görmemiş olsam dahi, böyle bir bağlantımın olması beni kabuğumdan çıkıp gezmeye, keşfetmeye itti. Yabancı dil diyerek daha ilk dakikadan kendimize yabancılaştırdığımız yeni bir dil öğrenme sorunsalını da çözdüğümden kendine güvenim tamdı.

Kendine güven, benim için deli cesareti diye adlandırılan bir duruma dönüşmüştü ve Erasmus sayesinde yurt dışına çıkma hayalim gerçek oldu. Bir sürü harika insanla tanışıp, bol bol gezdim ve sadece internetten konuştuğum bazı dostlarıda bizzat tanıma şansım oldu, gerçekten tarif edilemez bir duygu.

Meraklı, araştıran kişiliğime yurt dışı deneyimiyle utangaçlığımı da atıp, girişkenliği de takıma kazandırdıktan sonra iyi niyet, sevgi, saygı çerçevesinde bir şekilde yolumun kesiştiği bir sürü arkadaşım ve bazı dostlarım oldu. İşte bu dostların bir tanesinin –Gülistan, fikri üzerine bir projeye başlamaya karar verdik ve adına da Luftmensch dedik. Hemen Naz ve Özgür‘ü de projeye dahil ettik 🙂

Öyle kelimeler vardır ki kendi dilinde durumu tek bir kelimeyle anlatırken, başka bir dile çevirisi durumunda cümle bile kurmanız gerekebilir, bizdeki “yakamoz” kelimesi gibi. Luftmensch kelimesi ise hayalci insanlar için kullanılan İbranice bir kelime,  bulutların üzerinde yaşayan, sürekli hayaller aleminde yaşayan insanlar için kullanılıyor.

Birbirini yüz yüze görmemiş, dünya vatandaşı, bulunduğu yere değer katan, öğrenmeyi ve paylaşmayı seven, su gibi yaşayan ve dünyayı ancak sevginin kurtaracağına inananlar olarak 4 kişi olarak Luftmensch projesine başladık. Çünkü Dalai Lama’nın dediği gibi, gezegenimizin artık daha fazla başarılı insana ihtiyacı yok, gezegenimizin arabulucu, iyileştirici, barıştırıcı ve her türden sevgiyi barındıran insanlara ihtiyacı var.

Dünyada özellikle ülkemizde bu gibi ufakta olsa toplulukların oluşması, yaygınlaşması dileğiyle. Ben şahsen dünyayı “sevgi”nin kurtaracağına yürekten inanıyorum. Maalesef insanlar dünyayı gelecek nesillerden ödünç aldığımızı değil de atalarımızdan miras kaldığını sandıkları için kaynakları sanki hiç bitmeyecekmiş gibi hunharca kullanıyorlar -buna bizde dahil tabi.

©bektashmusa – mart 2016, adana – türkiye